3 Eyl 2008

günlük niyetine

Yaa bu minibüs şoförleri hakkatten şaşırmış...Öğlen sıcağı,edremitin pazarı var bugün çok kalabalık,insanların ellerinde kendilerinden büyük poşetler,ramazan günü allaaam tam işkence.
Zaten de minibüsün kliması yok, dışarıdan sıcak içerisi hamam gibi..Tatilciler gitti geriye kalanlar hep emekli yaşlı insanlar.
Ayakta yolcu almak yaasak ama kim dinliyor ki???
Bir dolu yaşlı insan ve ben ve de ben gibi bi kaç insan daha tıklım tıklım doluştuk minibüse.Halbuki beş dakka da bi minibüs gelio insanlarda sırasını beklese.İşte sıcakta da beklemek istemio kimse.

İki de bir duruyo yolcu alıyo iki de bir duruyo yolcu alıyo..artık nefes alamıyorum ki zavallı yaşlı insanlar napsın.
Şoför hiç tınlamıyo parasını düşünüyo.Yoldaki de bile bile biniyo minibüse hay allam.
Dayanamadım erkenden indim.Gölgeden gölgeden yürürüm dedim bi de hafif rüzgar esiodu falan.Alt tarafı 15 dk yürücem.


Deniz kenarından yürüyorum,deniz bugün tırtıklı. allaaaah nası canım deniz çekti.Millet girio denize ben iki adımda bi gelen ağaçların gölgesini tutturmaya çalışıyorum.
Eve gidene kadar canım çıktı valla.Ramazan da nefis körlensin deyü aç kalıoruz ya benim nefis 30 gün beklemeden köpkör olup çıkmıştır bugün deniz deniz die :)

Velhasıl sayın okuyucu,bir ağaç gölgesi insan yaşamında paradan,işten,entellektüel birikimden,ve önemli sayabileceğimiz her şeyden önemli,gerekli olabiliomuş.

Ben bugün bunu gördüm...iyi serap falan görmedim :p

30 Ağu 2008

and the hardest pağaaaart was lettin go not taking part...

yaşamanın güzelliği sanırım hüzünle umutun hep var olması.hep birarada olması.
coldplay'in bu şarkısı da hayat gibi şarkı mübarek.hem hüzünü hem umudu taşıyor.
zaten de chris martin şarkıyı söylerken ha ağladı ha ağlicak."you really broke my heaaaaaaart" dediği zaman sarılasım geliyor adama."oy oyyy kim kırdı senin kalbini kıyamam evlağğdım geçti bitti" diyesim geliyor:D
daha var böyle hem hüzünlü hem umutlu melankolik şarkılar... pek severim.tavsiyeleri de beklerim "bak imbir bu da güzel" deyü.

27 Ağu 2008

hayırdır inşallah

Efendim son yazımı yazarken öğrencileri fazla düşündüğümden mi, okullar açılmak üzere olmasından dolayı kara kara etkinlik aradığımdan mıdır nedir dün gece rüyamda öğrencilerimi gördüm.
Matematik dersinde kesirli sayılarla ilgili alıştırmalar çözdürüyordum. Ama en zor olanlarından.Onlar da uslu uslu çözüyorlardı.Hiç sorun çıkarmadan.Hiç anlamamazlık yapmadan.Ek açıklamaya ihtiyaç duymadan.Hepsi bi güzel çözüyordu.
En anlamayanların yüzlerine bakmaya başlıyordum.Birine bakıyordumm "evlağdım anlamadığın yer var mı"gibisinden yok hiç umursamıyordy beni çözmeye devam ediyordu,öbürüne bakıyordum "ya sen ya sen de mi sormicaksın?" "yoooooo" dercesine bakıyordu işlemlerine devam ediyordu.
Allaa alaaaaaa diyodum ben de sanki birisi bi şe sorsa da açıklasam,bakın şöyle yapçaksınız desem diye beklemeye devam ediyordum ama yok hepsi sessiz sessiz çözüyordu.
Ya bunlar kolay olanları doğru dürüst çözemiyorlar allahım noluyo ki diodum.Aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş benimki de böyle bişey anca rüya olur herhalde keşke gerçek olsa tabi pek rahat pek güzelmiş ama :)

25 Ağu 2008

***

Öğrencilerimi özledim.Etrafıma toplanıp başımı şişiren "örtmenim ben eyimin?" gibisinden zilyon tane soru sormalarını özledim. Bir şeyi anladıklarında yaşadığım mutluluğu özledim.

Bu eğitim-öğretim dönemi için heyecanlıyım.Gerçi bu heyecanımı bazen öğrencilerin durumu bozuyor.Çünkü 4. sınıfa geçtik ve de 4. sınıf çok zor.Daha yeni yeni temelleri oturuyor.Okuma bilmeyenler var maalesef daha.Daha türkçe kelimeleri doğru dürüst okuyamıyorlar ingilizceyi nasıl olkuyacaklar,fen bilgisi falan var matematik konuları ağırlaşıyor allaaaaaaaaam napçam ben????

Bu sene çok çalışıcam notlarımı yüksek tutup başka bölüme geçiş yapacam (bkz.umut sarıkaya) diyen üniversite örencileri gibi ben de bu sene çok çalışıp iyi bi örtmen olucam diye kendi kendimi gaza getiriyorum şu aralar.

Çünkü geçen dönem korkunç bi müfettiş olayı yaşadım.Allam aklıma geldikçe gülüyorum.Korkunç ötesi bişiydi.

Şimdi ben örencilere söyledim müfettiş gelcek sessiz olun derste o gelince size sorunca da derse katılın parmak kaldırın dedim.Tamam dediler.

Nese geldi müfettiş bi kaç soru sordu kimi bildi kimi bilemedi.Müfettiş bi iki espri yaptı bi iki örenciye takıldı samimi bir hava oldu benimkiler özüne döndüleeeeeer :)

Sonra "İstiklal Marşının iki kıtasını şiir gibi okuyabilecek var mı?" diye sordu.Bu sefer hiç parmak kaldırmadan falan "sen de çok şey istiyon haa!Ne diyon sen haddini bil!" der gibi "yok ya biz marş olarak okuyorz hep, şiir olarak okumuyoruz" dediler.Allam yerin dibine geçiom tabi ben yavaş yavaş:)

Müfettiş kendisi okudu ilk iki kıtayı dinlediler öğrendiler.Sonra "Atatürk'ün cumhuriyeti kurduktan sonra yaptığı yenilikler nelerdir?"diye sordu.

Biri dedi kıyafetlerimizi değiştirdi,biri dedi harfleri değiştirdi,biri dedi kadınlara özgürlük verdi,ama öbürü sayın okuyucu işte o öbürü....

Öbürü bana yardım etmenin verdiği coşkuyla parmak kaldırdı ve en ciddi surat ifadesiyle dedi ki"masayı değiştirdi!"

öğrenciler de sürü psikoljisi var ya...Hemen onlarda bana iyilik yapmak istediklerinden bu örneğe uygun devam ettiler....Kabus böylece başlamış oldu

"köyümüzü değiştirdi"...."sırayı değiştirdi"...."sınıfımızı değiştirdi"..."pencereleri değiştirdi"....

hepsinde öbürü kadar coşku vardı ve hepsi çok ciddiydi.

Müfettiş de hepsinin cevabını öbürünün cevabını onayladığı gibi onayladığından hepsi doğru söylediğini düşünüp örnekleri çoğaltma çabasındalar allaaam rezalet!

Neyse o an geçti çok şükür.Müfettiş dikdörtgen ve kareyi sordu onu bildiler.Gerçi tam kitap tanımı yapamadılar ama bildiklerini gösterdiler.Müfettiş tam kitap tanımı istiyordu orası da ayrı.

Ben anlatmaya çalıştım,sınıf kitaplığı oluşturdum okumaları ilerlesin die,ben geldiğimde yarısı okuma bilmiodu şimdi az kaldı okuma bilmeyenler,bunlar örtmen görmemiş temel alamamışlar ben yeni geldim falan filan diye dinlemedi tabi adam beni. Artık örtmenleri var sizsiniz dedi.Benden mucize falan bekliodu herhalde o yüzden çok kötü dedi.Gerçi görünüş öyle.bu cevaplardan sora herkes öle düşünür.ama o kadar eksikler ki anca toparlıorum daha sıra gelecek her şeye.benim de elimde sihirli bi değnek yok ki..tamam ben şuan başlarındayım ama ben geleli daha yıl olmadı.müdür anlatmış gerçi müfettişe o sınıf biraz şansız bi sınıf durumları kötü yeni örtmenleri çalışkan düzeltmeye çalışıo die ehehehhe

Diğer müfettiş de demiş bu köyün örencilerinin hepsi özel eğitime tabi tutulmalı algılama problemleri var diye.

Öyle işte bu sene bakalım napiciiim. ya normal çocuklar gibi algılasalar valla işim çok kolay ama bunlarda bi de algılama problemi var.Tahta da öretiorum çocuğa yerine geçene kadar unutuyo.Beşten sıfırı çıkartamıo mesela.Zaten her sınıfta bi kaç örenci var özel eğitime giden.Bi de benimkiler örtmen görmemiş şimdiye kadar.

Kısfmet.....

22 Ağu 2008

...

Immm hiç bi şey yapmak istememe...
kimseyle görüşmek konuşmak istememe.....evden çıkmayı istememe..balkona bile çıkmak istememe o derece yani :) anneyle babayla kardeşle bile konuşmak istememe...
sürekli bi can sıkıntısı...hiç geçmeyen bi can sıkıntısı...
yapılan hiç bi şeyden mutlu olamama...hem de hiç bi şeyden mutlu olamama
bazı günler tüm gün boyunca hiç geçmeyen sinirlilik hali...bazen baş ağrısı yapıo...
depresyon dedikleri bu mu ki acaba sevgili okur? değilse bu ne peki?
Ne zaman geçer ki?Nasıl geçer ki?

bi ırmak mı lazım şimdi ağlamak için?

Geçenlerde okunmak için sıraya konmuş kitaplarımın içinden paulo coelho'nun "piedra ırmağı'nın kıyısında oturdum ağladım" çıkardım okudum.
Kitap hemen bitiveriyor zaten. Okuması kolay sürükleyici.

Kitap; insanın, aşkı hayatının merkezine oturtup mutluluğu en üst seviyede yaşama şansını kendine yaratması gerektiğini vurguluyor.mutluluk için illa kuralların olmadığını aşkı kenara itip de gerçekleştirebileceğimiz,adandığımız iyilikleri aşkı yaşayarak da yapabileceğimizi anlatıyor.Aslında güzel bi hayat dersi çıkıyor kitaptan.İyilik yapmanın tek bir yolu yoktur.Hayatı güzelleştirmenin tek bir yolu yoktur.Sevgiyi göstermek için illa belli davranışları göstermek gerekmez.Sevgi kalptedir ve de gücüyle nasılsa bi şekilde insanları etkiler.Hayatı yaşamak için bi plan yapmaya gerek yok,risk almadan onun mutluluğunu keşfedemeyiz.Mutluluğu planlayamayız.

Aslında aman aman bi konusu yok.Hikaye çok üzerinde düşünülmüş falan değil.Mitolojik olaylar dışında :)

Ama aşk ve hayat üzerine gerçekten güzel tespitleri var.
Bence aşk bi çocuğun bisiklet özlemi gibi.Babası bisikleti alınca nasıl heyecan duyuyorsa ve de soraları bisikleti sıradan bir eşya gibi görüyorsa aşk da öyle.

Öhööm sevgilinin üstüne eşya gibi binilmez tabi. Sevgili bi eşya değil tabi. AŞktaki heyecan benim burdaki benzetmem.

Şimdi paulo baba ne demiş ona bakalım

-sevmek tehlikelidir
-biliyorum bunu.daha önce birini sevdim.sevmek , uyuşturucu almak gibidir.başlangıçta kendini iyi hissedersin,bütünüyle verirsin.ertesi gün , daha fazla istersin.henüz zehirlenmemiş ,o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliğini sürdürebileceğini sanırsın.sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.ama ,yavaş yavaş onun varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin.böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın.yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin.uyuşturucu bağımlılarının , gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi, aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır.

Vee güzel bir bölüm daha...
''yaşamın mucizesini ancak, beklemediğimiz şeyler olup bittiğinde gerçekten anlıyoruz..tanrı, güneşi her gün yeniden doğdurarak, bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize..oysa biz her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandığını görmezden geliyoruz, bugünün düne benzediği gibi, yarına da benzeyeceğini düşünüyormuş gibi davranıyoruz..ama dikkatini yaşamakta olduğu güne veren kişi, o büyülü anın varlığını keşfediyor..o büyülü an belki de sabah anahtarı kilide soktuğumuz dakikada, akşam yemeğini izleyen suskunluk sırasında, bize birbirinin benzeri gibi gelen bin bir şeyde gizli..ama öyle bir an var işte o anda yıldızlar tüm güçleriyle içimize doluyor ve bizi mucizeler gerçekleştirmeye hazır hale getiriyorlar..mutluluk kimi zaman bir kutsamadır -ama çoğu zaman bir fetihtir..günün o büyülü anı, değişmemize yardım ediyor, bizi düşlerimizin peşinde koşmak için yola koyulmaya itiyor..acı çekeceğiz, zor zamanlar yaşayacağız, ne var ki bunlar geçici, iz bırakmayan dönemler olacaktır..ve daha sonra geriye dönüp gururla ve inançla bakacağız..kendini tehlikeye atmaktan korkan kişiye ne yazık! çünkü o kişi belki de hiç düş kırıklığına uğramayacak ve peşinden koşacak bir düşü olanlar kadar acı çekmeyecek..ama dönüp de arkaya baktığında (çünkü her zaman dönüp de arkamıza bakarız), yüreğinden şu sözcüklerin döküldüğünü duyacak: "tanrının, yaşadığın her güne ektiği mucize tohumlarını ne yaptın? yaradanın sana bağışladığı yetenekleri ne yaptın? hepsini bir çukura gömdün, çünkü onları yitirmekten korkuyordun..işte şimdi elinde kalan; yaşamını yitirmiş olmanın kesinliği."bu sözleri duyan kişiye ne yazık! mucizelere o anda inanacak, ama varlığının büyülü anları geçip gitmiş olacak..''

Veee beni benden alan kısmı:
"çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. gerçek ya$amdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönü$ür."

20 Ağu 2008

Nihayetinde İnsanız ve Bir gün ÖlüceeeEEEeez

Okula giderken her sabah şehrin biraz dışında kalan mezarlığı görüyorum ve de ölümü düşünerek güne başlıyorum.
İnsan hayatının bir minyatürü olan "bir gün"e ölümü düşünerek başlamak biraz ilginç oluyor.Ee...tamam korkunç da denebilir. Her sabah yeniden doğuyoruz,dünya koşuşturmasından sora gün bitiyor, ömrümüzden bir gün eksiliyor ve ölümün kardeşi uykuya dalıyoruz. Daha doğma aşamasında ölüm çıkkıyor karşıma bu mezarlıkla.Sonra düşünüyorum...
Osmanlı zamanında mezarlıklar şehrin içinde olurmuş.Yaşayanlar ölüleriyle iç içeymiş ve de hala onları içlerinde hissederlermiş.Sürekli ölümü görünce insanlar bir süre sonra alışıyorlardır ölüme,daha bi hazır hissediyorlardır,gerçeği daha kolay kabullenip ona göre yaşıyorlardır herhalde.
Yaşadığımız zamanda şehirlerin durumuna bakacak olursak şehrin göbeğinde mezarlık elbette biraz garip olur.Yani artık şehirlerin yerleşim düzenine göre pek uygun olmayabilir.
Ama bu ölümü düşünmemize engel değil.Ölüm her yerde.Birileri bi şekilde ölüyor ve biz de duyuyoruz hatırlıyoruz ölümü.
Bazen insan dünya karmaşasından sıyrılıp yastığa başını koyduğu zaman düşünür ölümü. acaba ne zaman ölücem, nasıl ölücem, ya erkenden ölürsem,daha çok gencim ama bir sürü genç yaşta ölen insan var ne farkım var benim ben de nihayetinde insanım ayrıcalıklı değilim ne zaman ne olcağı belli olmuyor diye bir korku oluşur yani şahsen bana oluyor...
Derler ya "korkunun ecele faydası yok..."
Dereceli kaplara benzeyen,yaşadığımız,nefes alıp verdiğimiz anları en üst seviyeye kadar doldurmak elimizde.Bu kapları(anları) içimize sindiği gibi,yaşayamadığımız için pişman olacağımız şeylerle doldururuz,"geniş zaman"lı hayattan "şimdiki zaman"ları ayıklayarak yaşarız,böylece "gelecek zamanımızı" bir kavanoz içinde biriktirip,"di'li geçmiş zaman"ımızı,"tüh'lü geçmiş zaman" olmaktan bir nebze kurtarabiliriz deyü düşünüyorum.
Daha özgür oluruz.İnsanlara karşı belki daha duyarlı oluruz.Amaaan nasılsa ölüp gidicez diye.Dünya daha değişik bi yer olabilirdi tüm insanlar ölüme karşı daha duyarlı yaşasaydı eğer.
Biz ölüm gerçeğini sona koyuyoruz,başa koysaydık eğer dünya böyle olmazdı diye düşünüyorum..Egosunu hayatının merkezine alan insanlar olmazdı.
Ama işte unutmak insanın fıtratında var.Ölümü zaman zaman hatırlıyoruz.Ölümü her an düşünsek de çıldırırdık herhalde.Böyle gelmiş böyle gider yani.
'Dinleyin Sürüngenler;
Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel yada eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz,
sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz,
bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz..!
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz.
Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz ...!'
tyler durden